Manşet: ÇAĞDAŞ EĞİTİM KURUMLARI


Sınav Dergisi Dershaneleri

SINAV EĞİTİM KURUMLARI YÖNETİM KURULU BAŞKANI Sn. METİN ÖZER’ İN 04-05.02.2008 TARİHLİ GENİŞLETİLMİŞ ZÜMRE TOPLANTISI AÇILIŞ KONUŞMASI

Değerli Öğretmen Arkadaşlarım;

Toplantımıza hoş geldiniz, onur verdiniz.
Bu tatil döneminde evinizden, ailenizden ve sevdiklerinizden uzakta; çalışmak, üretmek en önemlisi eğitime katkı yapmak için buradasınız. Sınav ailesinin kurucuları ve öğretmenleri başta olmak üzere tüm üyeleri adına hepinize teşekkür ediyorum.

Büyük kurumların, büyük markaların genellikle ayırt edici, belirgin özelliği, iletişimcilerin diliyle konuşacak olursak- “farkındalık oluşturan” baskın bir yönü vardır. Örneğin otomobil sektöründe ilk üç sırada yer alan markaları düşünün; birisi konforuyla, birisi güvenliğiyle, bir başkası ise fonksiyonlarıyla öne çıkmaktadır.

Sınav markası, Sınav Dershaneleri, bugün eğitim sektörünün en iddialı, tirendi en hızlı yükselen kurumlarından biridir. Bu tür toplantılarda çoğunlukla bana “Sınav Eğitim Kurumlarının bu yükselişinin, bu iddialı konuma gelişinin nedeni ve kısa sürede nasıl bu derece öne çıktığı” sorulmaktadır.

Elbette, başarılı olmanın klasik formülü sizin gibi nitelikli bir ekiple birlikte çok çalışmak ve sebatkar olmaktır. Sektördeki diğer arkadaşlarımız gibi biz de yıllardır bunu yapıyoruz. Ancak Sınav Eğitim Kurumları olarak başka bir şey daha yapıyoruz. Yani “öne çıkan, farkındalık oluşturan, ayırt edici” bir özelliğimiz daha var: Her kademede “katılımcı” bir yaklaşım sergiliyoruz.

Dershanelerimizdeki farklı sınıf dizaynından genel merkezimizdeki yatay yönetim yapılanmasına kadar katılımcı, demokratik anlayışımızın izlerini hep görebilirsiniz. Bağlayıcı hiçbir kararımız bir kişinin iki dudağının arasından çıkmamıştır. Her konuyu, her kararı ilgili birimlerle görüşür, tartışır öyle oluştururuz. Yayınlarımız da aynı anlayışla birçok kişinin katılımıyla hazırlanmaktadır. Düzenlediğimiz bu toplantı da “katılımcı” anlayışımızın bir ürünüdür.

Dünyaya bakın. Nerede eleştiri, özgürlük, demokrasi ve “katılımcı” bir anlayış varsa kalkınma, uygarlık, refah orada boy göstermeye başlamıştır.

Sevgili Konuklar,

Vesile oldukça söylüyorum, biz Sınav Eğitim Kurumları Genel Merkezinin yöneticileri, yazarları, zümre başkanları ve tüm çalışanları olarak şubelerimizdeki arkadaşlarımızdan daha zeki, daha akıllı, daha deneyimli olduğumuz iddiasında değiliz.

Çabamız, burada bir akıl havuzu oluşturarak tüm arkadaşlarımızın önerilerini, deneyimlerini, düşüncelerini bu havuzda toplayıp makul bir sentezle sunmaktır.
Onun için toplantımıza katılan değerli öğretmenlerimizden eleştirilerini, önerilerini, değerlendirmelerini kendilerine yakışır demokratik bir olgunlukla açıkça ortaya koymalarını rica ediyorum. Çünkü işimizi daha iyi yapabilmemiz için fikirlerinize ihtiyacımız vardır.

Değerli Arkadaşlar,

Unutmayın ki; bu toplantımız iki yüz civarındaki şubemizi, altı yüzü aşkın bayiimizi, on binlerce çalışanımızı, yüz binlerce öğrencimizi ilgilendiriyor ve onların kaderlerini doğrudan etkileyecek öneme sahip.

Bunun yanında sektördeki diğer kurumların da toplantımızın sonuçlarını merakla beklediklerini biliyoruz. Ortaya koyacağınız önerilerin, eleştirilerin, değerlendirmelerin ve yeni yaklaşımların camiamızdaki herkesi direkt veya dolaylı etkileyeceğinden şüpheniz olmasın.

Bu bilinçle, toplantımızı gerekli disiplin ve ciddiyet içinde yürüteceğinizi umuyor, hepinize başarılar diliyorum.

Metin ÖZER
04 Şubat 2008 Ankara


SINAV EĞİTİM KURUMLARI YÖNETİM KURULU BAŞKANI SAYIN METİN ÖZER’İN ANKARA SINAV DERGİSİ DERSHANELERİ’NİN 24 KASIM 2007 ÖĞRETMENLER GÜNÜ NEDENİYLE DÜZENLEDİĞİ YEMEKLİ TOPLANTIDA YAPTIĞI KONUŞMA METNİ

“Seni gördüm
Toy bir çocuktu yüreğim.

Henüz yağmur yağmamış buluttum…

Hiç kimseyi senin kadar sevmedim…

Tutsaktım,
Yok pahasına bir gemiye satıldım.

Sonra gözlerimi sattım.
Hiç kimseyi senin kadar sevmedim…

Yalnızlığıma,
Nice zaman
Silah çektim, süngü tuttum…

Dağların zirvesinde destan,
Çöllerin ortasında ağıttım…

Hiç kimseyi senin kadar sevmedim…

Yakacak diye gözlerin, kalbimi
Ellerinin narına
Kendimi attım.

Senden duydum en güzel sözleri.
En tatlı yudumları, senden yuttum.
Hiç kimseyi senin kadar sevmedim…” Sevgili öğretmenim..

Sevgili Arkadaşlarım, öğretmenlerle yaptığımız her toplantıda olduğu gibi yine çok heyecanlıyım. Mesleki, sosyal çevrem olsun işim gereği olsun, her yıl oldukça fazla toplantı ve kongreye katılır, değişik iş çevrelerinden ve siyaset dünyasından insanlarla karşılaşır, konuşurum. Bu toplantılarda zaman zaman bakanlarla, başbakanlarla, hatta cumhurbaşkanlarıyla görüşmelerim, konuşmalarım, bir araya gelmişliğim olmuştur. Hiçbirinde sizin karşınızda duyduğum heyecanı, tedirginliği hissetmedim.

Oysa konuşma sanatının prim yaptığı meslek olan avukatlık eğitimi almış, siyaset biliminde mastır yapmış biri olarak bu heyecanımın yetersizlikten kaynaklanmadığını siz de tahmin ediyorsunuzdur. Kaldı ki sevgili kardeşim, iş ortağım Orhan Özer’in de bu tür toplantılarda heyecan ve tedirginlik bakımından benden aşağı kalır yanı yoktur.

Öğretmenlerle yaptığımız bu tür toplantılarda söz sırası bize gelipte mikrofon uzatılınca, iki kardeş olarak adeta kendimizi sözlüye kalkmış öğrenciler gibi hissediyoruz. Üstelik bir öğretmenin karşısında değil, eşleriyle hatta çocuklarıyla tam teşekküllü bir ağırlama yapmak istediğimizde, sığdıracak salon bulamadığımız büyük bir öğretmen grubunun karşısında.

Neden bu kadar heyecanlandığımızı, “neden sizi herkesten çok sevdiğimizi” biraz sonra anlatacağım. Hatta bununla birlikte bir çok dershane tek tek kapanırken Sınav Dergisi Dershaneleri’nin bir şubeden iki yüz şubeye, beş yüz öğrenciden yüz binlerce öğrenciye, salonlara sığdıramadığımız sizler gibi seçkin öğretmen grubuna nasıl ulaştığını, yani başarısının sırrını da bu vesileyle açıklayacağım.

Öncelikle bu seçkin topluluğu oluşturan siz;
BULVAR şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
ÇANKAYA şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
ÇUKURAMBAR şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
DEMETEVLER şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
ELVANKENT şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
ERYAMAN şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
ETLİK şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
KEÇİÖREN-GAZİNO şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
KEÇİÖREN-ŞELALE şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
MİTHATPAŞA şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
ÖVEÇLER şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
PURSAKLAR şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
SİNCAN 1. şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
SİNCAN 2. Şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
ÜMİTKÖY şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
YENİMAHALLE şubemizin değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
YAYINEVİMİZİN değerli öğretmenleri hoş geldiniz, onur verdiniz…
Hepinizin öğretmenler gününü kutlarım.

Sevgili Dostlarım, her meslek kendince önemlidir. Çiftçilik, çöpçülük, marangozluk, mimarlık, mühendislik, avukatlık, doktorluk ve başka mesleklerin her biri önemlidir. İnsanların hayati ihtiyaçlarını karşılarlar. Ancak öğretmenlik bütün mesleklerden çok farklıdır. Baş öğretmenimizin de o ünlü “Muallimler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” vecizesinde vurguladığı gibi “öğretmenlik eseri insan” olan bir meslektir.
Tarihte iz bırakmış önemli insanlardan öğretmen-öğreten olmayan var mıdır? Özellikle dün cep telefonlarınıza gönderdiğimiz kutlama mesajına da bu soruyla başladık ki belki bizim bilmediğimiz biri varsa siz öğretmenlerden bugün öğrenelim.

Evet var mı arkadaşlar?… Sözgelimi Aristo, Eflatun, Einstein, İbn-i Sina, Farabi, Descartes, Marks, Hegel, Hz.Muhammed, Tolstoy, Mevlana ve bugünü onun anısına kutladığımız, Cumhuriyetimizin Kurucusu M. Kemal Atatürk bir öğretmen-öğreten değil midir?

Bu sene geçen yıl olduğu gibi sözü fazla uzatmayacağım. Çünkü geçen yıl buradan bazı arkadaşların isimlerini örnekleme amaçlı saymaya kalktık. Konuşmamız sayfalarca uzadı. Bu sene de böyle bir şeye girersek saatlerce uzar. Kaldı ki hiçbir öğretmenimizi bir diğerinden ayıramıyoruz. Her biriniz Büyük Sınav Ailesi’nin mihenk taşısınız. Yine bu bağlamda yöneticilerimiz sizler için bir ödül töreni düzenlemek istediler. İşin içinden çıkamadılar. Çünkü sizleri kategorize etmenin, birinizin diğerine göre öne çıkan yönlerini tespit etmenin mümkün olmadığını gördüler. Zaten başka kurumlarda olduğu gibi öğretmenler ve öğrenciler arası A tipi, B tipi gibi sınıflandırmalar bizim demokratik, eşitlikçi çizgimizle de biraz çelişmektedir.

Şimdi bazı arkadaşların sabrını da daha fazla zorlamamak için dershane işletmenin, işleri büyütmenin sırrına ve öğretmenler karşısında Orhan Özer’in de benim de bu kadar heyecan duyup, kendimizi kaybetmemizin nedenine gelelim.

“Bir gün, birkaç öğretmen Mithatpaşa şubemize benimle tanışmak için gelmişler. Dışarıdaydım. Bana telefon açıldı. Ben de; “Odama alın, geliyorum.” diye belirttim.
Çok zaman geçmeden dershaneye ulaştım, odama girdim. Konuk öğretmenlere “Hoş geldiniz.” dedim, oturdum.
Dershanedeki yönetici arkadaşımız beni konuk öğretmenlere “dershanemizin kurucusu” diye takdim etti.
Konuklardan biri, hiç beklenmedik bir tepki gösterdi. “Siz mi? Gerçekten mi? İnanmıyorum. Böyle kurucu mu olur? Kurucuya hiç benzemiyorsunuz.”
Bir anda hepimiz şaşırdık. Üstüme başıma baktım. Tıraşımı yokladım. Ayakkabılarımın boyasını kontrol ettim. Anormal bir şey yoktu. O zaman sorun ne?
Bu nezaketsiz (!) konuğa haklı olarak sordum: “Henüz aramızda hiçbir diyalog olmadı. Neyimizi benzetemedin? Şöyle dedi: “ Ben birçok patron, işveren, dershane sahibi gördüm; ama sizin gibisini görmedim. Siz kapıdan benim bildiğim patronlar gibi omuzlarınızı gererek, kasıntılı bir şekilde girmediniz, ceketinizin düğmesi de ilikliydi. Bize hoş geldiniz derken, yönelerek elimizi sıktınız. Odadaki makam koltuğunuza oturmak yerine bizim yanımıza misafir koltuğuna oturdunuz. Üstelik koltuğa oturup ayağınızı burnumuza dayamanızı beklerken siz bizden daha çekingen bir edayla sanki misafir sizmişsiniz gibi bir kenara iliştiniz.”

Bunda benim için şaşılacak hiçbir yan yoktu.
ÇÜNKÜ ORADA, beni yoksul bir köylünün çocuğu iken, 6.sınıftan itibaren yatılı okula, oradan üniversiteye, oradan da uluslararası bir otelde sizlere hitap eder duruma taşıyan öğretmenlik mesleğinin mensupları vardı.
ÇÜNKÜ ORADA, dünyanın en kadim, en kutsal işini yapan eğitim emekçileri vardı.
ÇÜNKÜ ORADA, kurumumuzun simgesi olan Akbaşlı Kartalın yurdun her köşesinde her geçen gün biraz daha yükselmesini borçlu olduğumuz meslekten insanlar vardı.
ÇÜNKÜ ORADA, hiç kimseyi onlar kadar sevmediğimiz öğretmenlerimiz vardı.

Evet Sevgili Dostlarım, işte bizim sırrımız budur. Eğitime duyduğumuz tutku ve aşk, öğretmene duyduğumuz saygı ve sevgi.
Elbette bu mevzuda ve bu gece söylenecek çok şey vardır. Ne kadar söylersek söyleyelim eğitim-öğretimin önemini, öğretmenin kıymetini anlatamayız. Şairin dediği gibi “Güzel olan hiçbir şey hülasa edilemez.”

En güzel tablo, en güzel tasvir sizinle birlikte bu akşam burada olmaktır. Bize bu güzel, anlamlı birlikteliği yaşattığınız için Şahsım ve bütün Kurucu Ortaklarım adına hepinize teşekkür ederim.

Büyük Sınav Ailesi’nin gelecekte iz bırakacak önemli üyeleri, her birinizi saygıyla selamlıyor, öğretmenler gününüzü kutluyorum.

Metin ÖZER
25 Kasım 2007
Swissotel-ANKARA


III. KURUCULAR TOPLANTISI AÇILIS KONUSMASI

Sayin Metin ÖZER'in Konusma Metni


Büyük Sinav Ailesinin Degerli Üyeleri, Türkiye’nin Seçkin Egitimcileri, Toplantimiza Hosgeldiniz, Onur Verdiniz

Büyük Bir Aile…

Degerli Arkadaslar,

Konusmama, “Büyük Sinav Ailesi” hitabiyla baslamam dikkatinizi çekmistir. Bu sözler, salt size iltifat etmek, sizi yüceltmek amaciyla söylenmis degildir. Tamamen bir durum tespiti, bir gerçegin teslimidir. Bugün Sinav, 200’e yakin dershanesi, 600’ü askin bayisi, binlerce çalisaniyla ülkemizin en yaygin, en büyük egitim-ögretim kurumlarindan biridir. Üstelik ürettigi hizmet, olusturdugu istihdam ve ödedigi yüksek vergilerle ülkemizin saygin isletmeleri arasindadir.

En önemlisi; kurumumuz, yayinlari ve dershaneleriyle her yil yüz binlerce ögrenciyi gelecege hazirlamaktadir. Bu da dogal olarak bugün milyonlarca insanla yakinlik kurmamizi saglamistir. Ulasilan nokta hepimiz için çok önemli bir prestij kaynagidir. Çünkü ünlü bir yatirimcimizin da söyledigi gibi; “Insanlarin yasama dair, hassas oldugu ve çok önem verdigi iki seyden biri sagliklari, digeri de çocuklaridir. Hatta çocuklari sagliktan da önce gelir. Kim çocuklara, dolayisiyla egitime yatirim yaparsa toplum içinde en itibarli, en etkin konuma sahip olur.”

Sinav Ailesinin insanlarin gönlünde taht kurdugunu, toplumda itibar kazandirdigini yasadiginiz onlarca, yüzlerce örnekle siz de gözlemliyorsunuzdur. Sözgelimi bir alisveriste veya bir toplulukta Sinav mensubu oldugunuzu belirttikten sonra size yönelik tavrin, yaklasimin çok daha degistigine defalarca tanik oldunuz. Hatta, dershane binamizi kiralarken bile mülk sahibinin Sinav ismini telaffuz etmeden önceki yaklasimiyla sonraki yaklasiminin farkli oldugunu, Sinav tabelasini astiktan sonra mahalledeki esnafin, boyacinin, elektrikçinin, hirdavatçinin, bakkalin, manavin bakisinin degistigini yine sizler örnekleriyle anlatmaktasiniz.

Bu toplantiya gelmeden birkaç hafta önce, bir subemizin açilisina gittim. Açilisa, subenin bulundugu ilin valisini ve milli egitim müdürünü davet etmek de bana düstü. Makamlarina vardigimizda dershaneden gelmisler diye mesafeli yaklasan bürokratlarin yaklasimlari, Sinav’dan geldigimizi belirttikten sonra çok degisti. Hatta Vali Bey, tüm protokol kurallarini adeta altüst ederek dershanemizdeki törene bizimle birlikte yürüyerek gelmeyi tercih etti.

Yine baska bir örnek vereyim: Ankara’daki bir törende Sayin Basbakanla karsilastim. Bu tür etkinliklerde âdet oldugu üzere Basbakan konuklarin elini sikiyor, rutin bir sekilde tanisiyor ve selamlasiyordu; ancak ben Sinav Dergisi Dershaneleri mensubu olarak tanitildigimda, oradaki konuklari sasirtacak düzeyde rutin bozuldu. Kendisiyle sanki kirk yillik arkadasmisiz gibi bize çok daha fazla zaman ayirdi ve ilgi gösterdi. Islerimizin durumundan sagligimiza kadar birçok konuda soru sordu, bilgi aldi. Ortamin elverdigi ölçüde bizi onore etti.

Sevgili Arkadaslar!

Siz beni taniyorsunuz, biliyorsunuz. Birçok bürokratla, milletvekiliyle, siyasi parti baskaniyla, bakan ve basbakanla bile tanisikligim veya merhabam vardir. Ama herhangi bir siyasi olusumla belirgin bir siyasi baglantim olmadigi için, bu konumdaki kisilerle de dogal olarak fazla samimiyetim yoktur.
Biraz önce anlattigim vali ve basbakan örneginde oldugu gibi; sahsima gösterilen ilgide elbette yurt çapinda yaygin ve büyük bir potansiyele sahip kurumsal gücümüzün payi vardir. Fakat bence bu ilginin en önemli sebebi, bizim bu insanlara çocuklari, kardesleri, yegenleri, torunlari vb. araciligiyla ulasmamiz, onlarla en çok deger verdikleri varliklar üzerinden yakinlik kurmamizdir. Her geçen gün dershanelerimiz, bayilerimiz; isçisinden memuruna, esnafindan bürokratina, askerinden siyasetçisine farkli birçok insanin çocuguna egitim hizmeti vererek bu yakinlik çemberini daha da gelistirmekte, “Büyük Sinav Ailesi”nin ve Sinav markasinin gücüne güç katmaktadir.

Temeli Saglam Bir Aile…

Degerli konuklar,

Sinav gerçekten büyük bir aile, büyük bir marka, etkin ve itibarli bir kurulus. Bu düzeye, bir günde veya bir yilda gelmedik. Bu ailenin olusumunda, bu markanin yükselisinde uzun bir süreç, ciddi bir emek, özveri, sabir ve istikrar var. En önemli ilkelerimiz; dürüst çalismak, hakkaniyete riayet etmek, insani, emegi ve niteligi ön planda tutmaktir.

Kurulusundan bu yana, merkez sirketimizin kuruculari, haftalik ve yillik izin günleri hariç, islerinin basinda ve çalisanlariyla iç içedirler. Onlarla mesai saatlerinde ayni mekanlari paylasir, ayni havayi teneffüs ederler. Kimseye yukaridan bakmaz, birlikte çalistigi insanlara her zaman deger verirler. Telefonlari sürekli açiktir. Arayana yok dedirtmez, o an müsait degilse bile o kisiye mutlaka dönerler. Görüsmelerinde belli bir nezaket ve düzeyi gözetirler. Kimseyi gizli numarayla aramazlar. Telefon ve adreslerini, mümkün oldugunca yayginlastirmaya çalisirlar. Kapiya geleni randevusuz da olsa geri çevirmezler. Görüstükleri her kisiyle, asgari agirlama kurallari çerçevesinde de olsa mutlaka ilgilenirler. Meramini dinler, yapilmasi gereken neyse yerine getirmeye çalisirlar. Kurumlarinda çalisanlara, emir kipiyle is havale etmezler. Nitekim sizlere gönderilen tüm yazismalarda da buna dikkat edilmektedir. Basari ya da basarisizliklari da birlikte sahiplenirler. Yatay yapilanmayi ve ekip ruhunu daima öne çikarirlar.

Iste bu toplanti da katilimci, demokratik ve çogulcu yaklasimimizin bir ürünüdür.

Bazi kurumlarda karsilasiyoruz: Yöneticiler, faaliyetlerini anlatirken kurumun diger çalisanlarinin katkilarini hiçe sayan bir tavir sergilemektedirler. Zannedersiniz ki arkadasimiz tek kisilik ordu!.. Duvarlari ben boyattim, siralari ben yaptirdim, tabelayi ben astirdim, hatta ögrencileri ben kazandirdim, gibi. Oysa ayni kisi bunlari “biz” söylemiyle aktarsa, hem arkadaslari gözünde hem de muhataplari karsisinda daha da büyüyecektir. Kiymeti daha da artacaktir.

Burada özellikle bir uyari yapmak istiyorum. Bazi kurucularimizi aradigimizda islerinin basinda degiller ve telefonlari da kapali. Kendilerine, “Neden dershanede degilsiniz?” diye sordugumuzda; “Biz müdürler atadik, onlara yetkiler verdik, belli araliklarla gidip hesap aliyoruz.” diyorlar.

Arkadaslar,

Dünyada sizin isinizi de yapacak böyle bir müdür yok. Elbette kurumlasacagiz, elbette profesyonel çalisacagiz; ama müdürün yeri ayri, kurucunun, is sahibinin yeri ayridir. Anadolu da güzel bir söz vardir: “Isin basinda sahibi gerek; hatta oglu degil, babasi gerek.” Türkiye’nin en büyük ve kurumsal isletmelerinin sahipleri Vehbi Koç, Sakip Sabanci, Kadir Has’a bakin; son anlarina kadar islerinin basindaydilar. Unutmayin isinizi birakirsaniz, isiniz de bir gün sizi birakir.

Biraz önce andigim, isinin basinda olmayi küçümseyen sözde profesyonel tutum, bizimle olan iliskilere de yansimaktadir. Zaman zaman subelerimizin Merkez’le, Ankara’yla bazi isleri, hatta problemleri oluyor. Bunu çözmek için kurucu veya müdür arkadasimin sekreterle veya ilgili birimle saatlerce belki de günlerce süren diyaloglari, tartismalari oluyor. Sonradan haberdar olup o arkadaslarimiza; “Neden bu sorunu bize iletmediniz?” dedigimizde, “Küçük bir sorunla koskoca yönetim kurulu baskanini mesgul mü etseydim?” diye cevap veriyorlar.

Arkadaslar, bizi yücelten ismimiz degil, isimizdir. Isimizi iyi yaptigimiz, sorunlari zamaninda çözdügümüz, hizmetimizin kalitesini sürekli yükselttigimiz oranda yüceliriz. Unvanlarimiz, makam odalarimiz, koltuklarimiz bizi yaniltmasin. Hiçbirimiz dogustan bir ayricalik getirmiyoruz. Sairin o nefis dizelerini biraz degistirerek söylersek: “Inanma gözlerine, ben ben degilim, beni sevdigin, beni aradigin zaman… o benim iste.” Kisaca ne kadar kisiyi memnun etmis, ne kadar üretim yapmis,isimize ne kadar sahip çikmissak doldurdugumuz makami da o kadar hak etmisiz demektir.

Ailemizi Korumak Görevimizdir…

Arkadaslar,

Konusmamin girisinde de belirttigim gibi, siz degerli kurucularimiz basta olmak üzere, Sinav Egitim Kurumlari; ögretmenleri, ögrencileri, velileriyle milyonlarca mensubu olan büyük bir ailedir. Bu aile sizlerin de destegiyle her yil daha da büyümekte ve güçlenip kök salmaktadir. Yillar önce ögrencimiz olanlar simdi velimiz ya da çalisanimiz olarak bizimle birlikteligini sürdürmektedir.

Bilindigi gibi, geçtigimiz yil, Genel Merkezimizde yeni bir yapilanmaya gidildi. Kurumumuzun ekseni yayinciliktan dershanecilige kaydirildi. Olusturulan reklam stratejileri, kurumlarimizda oturtulmaya çalisilan standartlar, dershane dokümanlarimizdaki sorunlarin azalmasi, bu yeni yapilanmanin sonucudur. Ankara’daki subelerimizde çok net bir sekilde gözlemledigimiz gibi, diger dershaneler kapanirken bizim ögrenci sayimizin artmasi, yeni subelerimizin açilmasi da bu degisikligin göstergesidir. Insallah bundan sonra da yeni yapilanmamizin, yeni anlayisimizin, çok daha açik ve belirgin yansimalarini hissedeceksiniz.

Arkadaslar, bir seyi elde etmek kadar, muhafaza etmek de önemlidir. Bunun için bazi önlemler almak zorundayiz.

Sizlerin çogu, bizi yakindan taniyor. Simdiye kadar istismar, firsatçilik ve dayatma olarak nitelendirilebilecek hiçbir yaklasim içerisinde olmadik. Isim hakki alip sube açmak için bize basvurdugunuz günleri hatirlayiniz. Birçogunuz bu isim için ek ücret veya daha büyük teminatlar vermeye, daha agir yükümlülükler içeren sözlesmeler imzalamaya hazirdiniz; ancak biz bu durumu o gün lehimize kullanmayi düsünmedik.

Bunu bir yana birakin; her yil nisan veya mayis ayinda yaptigimiz yayin anlasmalarini, bugün temmuz ayi olmus hâlâ yapmamisiz, konuyla ilgili kimsenin kapisini çalmamisiz. Çünkü bu dönem ÖSS’de ögrenci azligi, OKS’de sistem karisikligi nedeniyle dogan belirsizlik ortaminda dershanelerimizin önlerini görmesi, ögrenci sayilarinin netlesmesi için beklemisiz.

Kurumumuz daima iyi niyetle ve iki tarafi da gözeten “kazan kazan” prensibiyle hareket etmistir. Nezaket geregi isim veremeyecegim bazi kisiler ne yazik ki bu iyi niyetimizi istismar etmis, hepimizin ortak degeri olan ve üzerine titredigimiz Sinav markamizi zedeleyecek noktaya gelmislerdir.

Bunlar içinde bizden bedelsiz aldigi isim hakkini kendi ortaklarina veya baska isletmelere yüksek bedellerle satanlar veya isim hakkina karsilik ortaklik alanlar; ögretmenlerine maasini, mülk sahibine kirasini ödemeyip merkezden henüz ödememiz gelmedi diye çevresindekileri kandiranlar; bu ismi kullanarak bölgesinde tefecilik, dolandiricilik yapanlar; tabela asildiktan sonra hissesini on kati bedelle ortaklarina zorla satanlar; genel merkezimize olan borcundan kurtulmak için ödeme gününden bir gün önce muvazaali bir sekilde hisselerini devredenler; ögrencilerini bir baska dershaneye (tirnak içinde söylüyorum) “satanlar”; dönemin ortasinda kapiya kilidi asip bizden buraya kadar diyenler; ismi alana kadar haftada dört defa merkezimize gelip isim aldiktan sonra telefonumuza bile çikmayanlar; yillardir dershaneye telefona bakacak bir sekreter almayanlar; kurumumuzun tabelasini, kartal logosunu ve Atatürk’lü posterini bile dershanelerine asmayanlar; bin bir emek ve masrafla hazirlayip gönderdigimiz brosürleri ve ücretsiz yayinlari bekletip degerlendirmeyenler; aralarinda bilmem hangi iliskilerin oldugu kisileri kuruma müdür veya yönetici yapanlar; “Bana su ay bu kadar para gönderin veya su alacagimi silin aksi takdirde tabelanizi basin önünde indirerek sizi zora sokarim.” diye santaj yapanlar; kuruma ortak olup üç ay çalistiktan sonra ögrencilerin bir kismini alarak karsi binada dershane açanlar gibi birçok örnekler var.

Hepimizin çatisi olan ortak markamizi bu sekilde suistimal edenlere karsi önlem almak, bu markayi korumak görevimizdir. Nitekim bazi arkadaslarin biraz tereddütle imzaladigi lisans sözlesmesi bu olumsuzluklar dikkate alinarak hazirlanmistir.

Sayin Kurucular,

Bu organizasyonun basindaki biri olarak binlerce çalisaniyla yirmi yillik emegin ürünü olan Sinav markasinin sahibi olan siz degerli ortaklarimizin haklarini korumak zorundayim. Onun için 2007-2008 ögretim yili, kurumsallasmamizin tamamlandigi yil olacak. Kurumlarimizin tamaminda; uygulanan sistemden bina tefrisine, tabela seklinden ögretmen önlüklerine kadar birliktelik saglanacak, subelerimizin egitim ve ögretim hizmetini daha üst düzeyde yapabilmesi için Genel Merkezin destegi ve denetimi daha da artarak devam edecektir.

Bu Ekibe Güvenin…

Degerli Arkadaslar,

Sinav Dershaneleri’nin basinda tüm yatirimini egitime yöneltmis, çaliskan, dürüst, her ortamda hakkaniyeti gözeten, ticaretin kurallariyla insani degerleri harmanlamis, egitim gönüllüsü, toplumun ve piyasanin reflekslerini iyi ölçen, vizyon sahibi bir ekip vardir.

Hatirliyorsaniz geçtigimiz yil burada yaptigim konusmanin temelinde, sinavlarin gerekliligini konu etmistik. Çünkü bununla ilgili bir degisiklik olacagini önceden kestirmistik. Simdi görüyoruz ki iktidar partisinden muhalefet partisine kadar, kimi OKS’yi kimi ÖSS’yi kaldiracagini iddia etmektedir. OKS ile ilgili olarak, bakanligimizin geldigi son noktada, bizim o gün baslattigimiz hakli itirazlarin ve bagli bulundugumuz meslek grubunun katkisi büyüktür. Ayni sekilde, ÖSS konusunda da önümüzdeki yillarda yine bir sistem tartismasi ve belki de bir sistem degisikligi gelecektir. Bu süreçte de birlikte olmanin, Sinav çatisi altinda bulunmanin ayricaligini hepimiz yasayacagiz.

Yine, geçtigimiz yil Türkiye derecesi yapan ögrencilerin hazirlanis ve sunus biçimine kurum olarak tepki gösterdik. Bir yil boyunca, sektörümüz bu konuyu konustu. Hatta bizim bu konuya itirazlarimizda kullandigimiz argümanlari aynen kullanan “Sinav” isimli sinema filmi bile yapildi.

Her seye ragmen, bu ekip hiçbir isini; “Ben bilirim, biz daha akilliyiz ki isin basindayiz.” edasiyla yapmiyor. Her zaman söyledigimiz gibi islerimizde istisare, dayanisma, katilim, ortak akil, kisaca tam bir demokratik tutum esastir. Yarinki programda görülecegi üzere, “kolej projemiz”in teknik ve mimari boyutlarini bile sizinle tartisarak kararlastiracagiz.

Sevgili Arkadaslar,

Elbette elestirileriniz, önerileriniz, degerlendirmeleriniz bizim için çok önemlidir. Her yil buradan kurucular kurulu nihai bildirgesini ev ödevi gibi alip gidiyor, elimizden geldigi kadar bunlari yapmaya çalisiyor, yapamadiklarimizin da burada hesabini veriyoruz.

Ancak bir sey var ki, marifet iltifata tabidir. Geçen yil sizinle yaptigimiz yayin sözlesmelerinin içinde olmamasina ragmen 500.000 adet ‘ÖSS Ek Tercih Rehberi’ basilmis, tüm subelerimize fazla fazla gönderilmistir. Degerli bir kurucumuz, bir miktar Aile Kilavuzu talep etti diye tam 1.650.000 adet Aile Kilavuzu, 1.000.000 ÖSS-OKS Taban Puan kitapçigi bastirilmis ve size sinirsiz bir sekilde gönderilmistir. 24 Kasim Ögretmenler Günü’nde, bölgenizdeki ögretmenlere ücretsiz dagitmak üzere 100.000’lerce kitap basilmis, isteginiz dogrultusunda sizlere gönderilmistir. Yine bir kurucumuzun; “Komsu dershane cep kitapçigi verdi, biz vermedik.” seklindeki yakinmasi üzerine bütün dershanelerimizin OKS-ÖSS ögrencilerine yaklasik 800.000 adet cep kitapçigi basilip ücretsiz olarak gönderilmistir. Peki arkadaslar, simdi size soruyorum: Içinizden kaç kisi bunlar için Genel Merkez’i arayip tesekkür etti?

Kurumumuz bu sene üç önemli basari daha elde etti: Birincisi; hepimizin çogaltarak dershanelere koydugu “2007 En Iyi Dershane Kalite Ödülü”; ikincisi ise gazetelerde de yayinlandigi üzere, vergi rekortmenleri listesinde yer almamizdir. Bu iki olaydan dolayi acaba kaçiniz arayip bizleri tebrik ettiniz?

Son olarak Bursa subemiz, bir dershaneci için çok anlamli olan güzel bir basariya imza atti ve “Askeri Liseler Sinavi Türkiye Birincisi”ni çikardi. Bu son maddeye Genel Merkezi de katarak söylüyorum, acaba kaçimiz Giyasettin BINGÖL arkadasimizi veya ilgili subenin müdürünü, yöneticisini arayarak tebrik ve tesekkür ettik?

Degerli Kurucular, Sevgili Arkadaslarim!

Konusmama aile vurgusuyla basladim. Zaten sizler katilmadan önce de Sinav, küçük bir aile sirketi olarak kurulmustu. Onun için bu isi sürdürdügümüz, bu birlikteligi yürüttügümüz müddetçe aramizda bir aile sicakligi, bir aile güveni olsun istiyorum. Daha dogrusu bu organizasyonun basindaki ekip olarak bu yaklasimi, bu anlayisi sonuna kadar sürdürmeye kararliyiz. Önümüzdeki yilda da akbasli kartal yükselmeye devam edecektir; yeter ki bize güveninizi, desteginizi eksik etmeyiniz.

“Büyük Sinav Ailesi”nin bir mensubu olarak, lider olmanin, bir numara olmanin sorumlulugu ve bilinciyle hareket etmenizi bekliyor, hepinizi saygiyla selamliyorum.


08.07.2007 / Abant

II. KURUCULAR TOPLANTISI AÇILIS KONUSMASI

Sayin Metin ÖZER'in konusma metni


Büyük Sinav Ailesinin Degerli Üyeleri, Türkiye’nin Seçkin Egitimcileri
Toplantimiza Hos Geldiniz, Onur Verdiniz.

Iyi ki “Sinav” Var...

Degerli arkadaslar, bir ülke ki nüfusu kalabalik, olanaklari kisitli, ulusal gelir dagiliminda dengesizlik var, üretimi ve tüketimi orantili degil, istihdam arzi ile is talebi arasinda uçurumlar olusmus, vatandaslarina egitim ve saglik hizmetini tam olarak veremiyor. Böyle bir durumda; esitligi, adaleti, güveni saglayacak etkili sosyal bir mekanizmaya ihtiyaç var. Aksi takdirde rüsvetin, suistimalin, adam kayirmanin ve kargasanin önü alinamaz.

Iste bugün ülkemizde liseye, üniversiteye ve kamu görevine giriste sinav yapilmasinin temel gerekçesi budur. Çok degil, bes - alti yil öncesini hatirlayalim: Bir kamu kurumunda ise girebilmek için kirk yerden torpil bulmak, partiden referans götürmek, milletvekillerinin kapisini asindirmak gerekiyordu. Neyse ki DMS, KPSS gibi sinavlarin uygulanmasiyla kargasa nispeten ortadan kalkti. Benzer sikintilar merkezî olarak yapilan ÖSS sistemi oturmadan önce üniversiteye giris için de geçerliydi.

Ülkemizde uygulanan sinavlar, kimi eksikliklerine ragmen, adaleti ve firsat esitligini saglamanin, kendi dar kabugunu kirarak sinif degistirmenin hatta zenginlesmenin aracidir. Sinavlar olmasaydi, az gelismis birçok ülkede görüldügü gibi, zenginler sürekli zenginlesirken yoksullar da her geçen gün biraz daha yoksullasacaklardi. Sinavlar olmasaydi, birçogumuz simdi köyde çiftiyle çubuguyla ugrasiyor veya kentte siradan isler yapiyor olacaktik. Bizlerin yerinde ise daha torpilli, daha imtiyazli kimseler oturacakti.

Bu nedenle çevrenin merkeze yönelmesinden sadece imtiyazlilarin degil hak edenlerin konum edinmesinden rahatsiz olanlar, sinavlarin kalkmasi için kampanyalar yürütmekte, kamuoyu olusturmaya çalismaktadirlar.

Kim ne derse desin, sizler her yil yüzlerce, binlerce genci sembolik ücretlerle ve büyük bir özveriyle sinavlara hazirliyor, onlarin iyi bir okula, iyi bir üniversiteye ve iyi bir ise girmelerine aracilik ederek büyük bir sosyal islevi yerine getiriyorsunuz. Sayenizde rüsvet, torpil, suistimal ve adam kayirmanin yerini bilginin, kültürün, zekânin ve yetenegin gücü aliyor. Yine sayenizde yoksullugu yenerek milli gelirden pay alanlarin, issizlik ve cehaletten kurtulanlarin sayisi artiyor.

Abartmiyorum! Sinavlara hazirlik sektöründe çalisan siz degerli arkadaslarin; ülkemizde adaletin, toplumsal baris ve huzurun saglanmasinda yargi ve güvenlik birimleri kadar payi vardir. Üstelik kurdugunuz bu isletmelerle binlerce kisiye is olanaklari sunmakta, vergi ve benzeri ödemelerle kamuya büyük katki saglamaktasiniz.

Nitekim bu dönem merkez kurumumuz bagli oldugu vergi dairesinde yüzlerce sanayiciyi, fabrikatörü sollayarak en çok vergi ödeyenler listesinde birinci siraya yükselmistir.

Farkimiz, Felsefemiz...

Dünyanin en kadim, en saygin isi olan egitim ögretimle ugrasiyoruz. O zaman bu isi en iyi ve en güzel sekilde yapmak gerekiyor.

Günümüzde bir isi iyi yapmak demek, onu ulusal hatta uluslar arasi düzeyde yapmak demektir. Globallesen dünya ve piyasa kosullari da bunu gerektiriyor. Bes on yil öncesine kadar mahallelerimizde Hüseyin Efendilerin, Mehmet Amcalarin islettigi çok güzel bakkallar vardi. Içeri girdigimizde gözümüzden ne istedigimizi anlar, hangi peyniri sevdigimizi, hangi marka yag kullandigimizi çok iyi bilir; pirincin, bulgurun en iyisini bizim için arar bulurlardi. Ancak bu samimi dostlarimizi marketler, hipermarketler gelince kolayca terk ettik. Güçlü olandan, ulusal hatta uluslar arasi olandan, kisaca marka olandan yana tavir aldik.

Arkadaslar! Market isletmek bana göre dünyanin en kolay islerinden birisidir. “Büyük bir alan kirala, raflari monte et, mallari yerlestir, birkaç da kasiyer oturt, her aksam raflara bak, satilanin yerine yenisini iste!.. Ek ders yok, etüt yok, senet yok, taksit yok, anladi anlayamadi, kazandi kazanamadi; hiçbir derdi, tasasi yok.

Peki size bir soru soracagim: Türkiye’nin en büyük iki isletmecisi kimdir?.. Sabanci ve Koç. Bu iki isletmeci, Türkiye de market isini biri Isviçreli Migros, digeri de Fransiz Carrefour markalari ile yürütmektedirler. Bolulu Hasan Usta’dan yahut Kahramanmarasli Ökkes Usta’dan isim ve bayilik alinmasini biraz anliyorum. Süt ile sekerin belli bir orani, belli bir formülü vardir belki. Bu satin alinabilir. Ama market isletmek için isim aramak yurt disindan ortak getirmek niçin gereklidir, ne ise yarar; bunu anlamak güç! Koç Market de olsa Migros Market de olsa yine ayni Ülker, Eti bisküvileri veya Omo, Tursil deterjanlari satilmayacak mi? Niye bos yere isim için bedel ödüyor veya ortaklik kuruyorlar?

O zaman mesele daha derinlerde. Müsteri Migros’tan, Carrefour’dan x marka bir ürün alirken ayrica imaj, itibar, güven de satin aliyor. Marka ne kadar güçlü ve büyük olursa, biliyor ki daha az yaniltilacak, daha taze, daha düzgün mal alacaktir. Eksikti, bozuktu, hemen geri verebilecektir.

Egitim sektörünün bir numarali markasi Sinav Dergisi Dershaneleri de frenchising sistemiyle çalisiyor. Ancak bir artisi daha var: Tüm frenchising alan subeler de isin içine dahil ediliyorlar. Merkez olarak hiçbir zaman sizden daha akilli ve becerikli oldugumuzu iddia etmedik. Farkimiz Türkiye’nin her yerinden gelen öneri ve istekleri bir potada harmanlayarak size sunmamizdir.

Ilkemiz; ortak akli kullanarak dayatmaci, benbildikçi, tekçi anlayistan uzak bir demokratik yaklasim içinde olmaktir. Nitekim toplantimizin amaci da budur.

Geçen yilki kurucular toplantisinin nihai raporundaki önerilerinizi bir ev ödevi gibi önümüze koyduk, mümkün olanlari yerine getirmeye çalistik. Detaylari Sayin Genel Müdürümüz size birazdan aktaracaktir.

Gelecek yil yapacagimiz reklam ve tanitim çalismalarina hatta kitap kapaklarindaki degisikliklere bile tek basimiza karar vermedik. Ilgili ajans yetkililerini, sizleri ikna ederlerse önerilerini kabul edecegimizi belirterek buraya davet ettik. Yine ayni sekilde bir iç tüzük mahiyetinde isletim kilavuzu hazirladik; ancak sizin görüsünüzü almadan nihai seklini vermedik; taslak metin olarak size dagittik. Önerilerinizi bekliyoruz.

Saglam Bir Kurumsal Yapi...

Sinav Dergisi Dershaneleri bir aile sirketi olarak kurulmustur. Kurulusumuzda hiçbir siyasi, ideolojik veya etnik yapiyi eksen almadik. Macera aramak veya kendimizi öne çikartarak egolarimizi tatmin etmek gibi bir amacimiz hiç olmadi.

Yillardir bizleri izleyenler bilirler. Hiçbir yayinimizda veya kurumumuzda ismimiz, fotografimiz yasal zorunluluklar disinda yer almamistir. Her firsatta markayi öne çikarmaya, kurumsal görüntümüzü güçlendirmeye çalistik. Özellikle markanin önüne geçmemeye büyük özen gösterdik/gösterecegiz.

Sinav Dergisi, dershanecilik alanina son bir kaç yildir agirlik vermeye basladi. Bunun sonucu olarak ciddi bir yapilanma içine girdi. Yakin bir tarihte Ankara/Ostim’deki merkezimize ugrayanlar yeni yapilanmamizi fark etmislerdir. Genel müdür, isletme müdürü, yayin yönetmenleri, sanat yönetmenleri, zümre baskanlari, dershane danismanlariyla adeta bir hizmet kitasi hazirladik.

Geçen yil merkezimizde 45 kisi çalisiyordu; bu yil yeni yapilanmayla birlikte bu sayi 80’e çikti. Ayrica dergi yazarlarimiz, dershane ögretmenlerimizle birlikte 500 kisilik bir egitim kadrosu sizin için çalismakta. Geçen yil bu toplantiya 15 kisiyle gelmistik, simdi 35 kisilik bir ekiple geldik. Kendi sektörümüzde en büyük genel müdürlük binasina sahip oldugumuzu, bulundugumuz kulvarda Ankara’da en fazla sube açan kurulus oldugumuzu, Türkiye genelinde de sube sayimizin 170’lere ulastigini zaten biliyorsunuz.

Kisaca Sinav Dergisi Dershanelerinin etkisi bundan sonra daha çok hissedilecek, sesi daha gür çikacaktir. Bu degisiklikleri testlerin, kitaplarin, dergilerin, deneme sinavlarinin ve diger hizmetlerin içerik ve niteligindeki kalite artisini yeri geldikçe fark edeceksiniz.

Ayrica liseye ve üniversiteye giris sinavlariyla ilgili uygulanan sistemde degisiklik tartismalari yine basladi. Kurumumuz tüm bu gelismeleri Ankara’da yakindan izlemektedir. Bir degisiklik yapildigi taktirde, geçtigimiz dönemde oldugu gibi kurumumuzun, ortaya çikacak yeni duruma en önce ve en iyi sekilde intibak edeceginden hiç süpheniz olmasin.

Isin Sirri Birliktelikte...
Bazi kurucularimiz: “Dershanecilikte basarili olmus biri bize; iyi bir dershane nasil isletilir, kurum nasil kâra geçirilir, ögrenci kayitlari nasil artirilir, basari düzeyi nasil yükseltilir vb. konularda bilgi versin.” diye istekte bulunuyorlar.

Arkadaslar! Sinav Dergisi Dershanelerinin varligi basli basina bir basari öyküsüdür. Dershanecilige agirlik verdigimiz son bir kaç yildir sektör inise geçtigi halde Sinav Dergisi Dershaneleri atak yapiyor. Geçen yil Ankara’da 7 subemiz toplamda 5 bin civarinda ögrencimiz vardi. Bu sene sube sayimiz 14’e çikmis ve kayitlarin gidisatina bakildiginda ögrenci sayisinin da 12 bin civarinda olmasi beklenmektedir.

Peki bu sonucu neye borçluyuz?

Birincisi , Hiçbir sekilde yatirimdan, reklâmdan kaçinmiyoruz. Yayinsa en fazlasini veriyor, promosyonsa en fazlasini dagitiyoruz. Ögretmen ise en niteliklisini çalistiriyoruz. Sadece Kizilay’daki 2 subemizin düzey belirleme sinavina her yil ortalama 10 bin ögrencinin katilmasini sagliyoruz. En az 50 bin ögrenciye örnek yayin, brosür, katalog ulastiriyoruz. Bunlar için tabii ki masrafimiz oluyor. Fakat halk deyimiyle söylersek: “sarimsagi sirkeyi hesap eden paçayi içemez!”

Ikincisi , Siyasi, ideolojik ve etnik istismardan uzak duruyor; çagdas ve demokratik çizgimizden taviz vermiyoruz. Hiçbir çevreyi ve kesimi dershanemize küstürecek tavir ve davranis içine girmiyoruz. Insanlar bilir ki Sinav Dergisi Dershanelerine gelen ögrenci sadece en iyi egitimi, en iyi rehberlik hizmetini alir. Sinava kadar ögrenciyle kesintisiz ilgilenilir. Velisi de her görüsmede çay, kahve ikramiyla en güzel sekilde agirlanir.

En önemlisi , Kurumsal yapimizi sürekli öne çikariyoruz. Daha büyük bir ailenin üyesi, güçlü bir zincirin halkasi, 170 subemizin, binlerce ögretmenimizin ortak aklinin ürünü oldugumuzu daima vurguluyoruz. Türkiye’nin dogusunda, batisinda açilan herhangi bir sube bizim kurumsal görüntümüzü güçlendiriyor, ögrenci kayitlarimizin artmasina katkida bulunuyor.

Sizlere gönderdigimiz her afisin, her brosürün bu baglamda bir anlami, bir gayesi var. Özellikle kurumsal imajimizi güçlendirmek ve birlikteligimizi saglam bir zemine oturtmak için her subemizde ayni afisin asilmasi, ayni brosürün dagitilmasi hatta kayitta ayni seylerin söylenmesi gerekiyor.

Güzel düsünceleriniz, çok ilginç uygulamalariniz olabilir; ancak merkezin etiketi ile sunulmayan çok dogru seyler bile sizi kurumsal yapidan ayiracagi için aleyhinize isleyecektir. Bu vesile ile dershaneciligin duayeni saydigimiz degerli bir meslektasimizin yakin bir tarihte yaklasik kirk yillik dershanesini kapatmak zorunda kaldigini hatirlamakta yarar var.

Öyleyse isin sirri açik: Gözümüzü, kulagimizi Ankara’ya çevirecek, Ankara ne yapiyorsa, ne öneriyorsa uygulamaya özen gösterecek; afis gönderdiyse asacak, brosür gönderdiyse dagitacak, flamadan tabelaya merkezin standartlarina uyacagiz.

Sorumluluk Sahibi Güvenilir Bir Yönetim...

Bazi kurucularimiz Sinav Dergisini hâlâ bir yayinevi, aramizdaki baglantiyi da bir yayinci-bayi iliskisi gibi görüyorlar. Oysa geldigimiz nokta bu durumun çok çok ötesindedir.

Isim için herhangi bir bedel, reklâm veya diger organizasyonlar için herhangi bir katki istemememiz markanin degersizligine yorulmamalidir. Aksine bu tutum ne kadar güçlü, ne kadar cömert bir markayla çalistiginizin kaniti olarak algilanmalidir. Kaldi ki insan elindekinin kiymetini kaybettikten sonra anlar.

Simdi isim verme asamasinda sizlerle görüsme sürecimizi hatirlayalim. Hiçbir arkadasimiza bu markayi kullanmasi, bu zincire katilmasi için israr etmedigimiz gibi, öneri bile götürmedik. Görüsmelerimiz; günlerce, haftalarca hatta aylarca bile sürdü. Böylesine zor elde ettigimiz bir markanin önemini lütfen kisa sürede unutmayalim.

Isim verme asamasinda elli milyar, yüz milyar vermeye hazir arkadaslar daha sonra merkezin çok büyük meblaglar harcayarak organize ettigi hizmet içi toplantilara ve etkinliklere gönderecegi
adamin otuz milyon yol parasini hesaba katar pozisyona girmemelidir. Ne yazik ki bu toplantiya bile bazi arkadaslarimizi defalarca aradiktan sonra ikna ederek getirdik.

Biraz önce de degindigim gibi, biz farkli bir kurumuz, farkli bir yapilanmayiz. Bu organizasyon, bu marka artik hepimizindir. Ne kadar yüksege tasirsak kazancimiz o kadar büyüyecektir.

Bir kez daha hatirlatiyorum: “Sinav” markasina sahip olmak büyük bir sans, büyük bir ayricaliktir.
Çünkü;
- Sinav Dergisi Dershaneleri Merkezi oldukça çaliskan, basariya tutkun, ileriye dönük büyük
hayalleri ve planlari olan bir yönetim kadrosuna sahiptir.

- Isin basinda gözü tok, halden anlayan, firsat düskünü ya da paragöz olmayan, sizi kandirmaya-
cak, hakkaniyet sahibi insanlar yer almaktadir. Türkiye çapinda büyük yapilanmaya, bu kadar büyük masraflara karsin sizden sadece yayinlar için bedel aliniyor. O da normal piyasa sartlari içinde belirlenmis rakamlardir.

- Yönetimin sorumluluk anlayisi oldukça yüksektir. Verilen sözler zamaninda ve mutlaka yerine
getirilmektedir. Herhangi bir eksiklik veya aksaklik olmamasi için azami gayret sarf edilir. Bu yüzden Allah’in da yardimiyla ciddi bir yol kazasi yasanmamistir. Hatirlayacaksiniz kitaplarimizin birinde istemedigimiz bir baski hatasi olmustu. Hemen olaya el koyduk, yurt geneline dagitilmis kitaplari günlerce ugrasarak gittigi adreslerden tek tek isteyerek geri toplayip, düzeltilmis nüshalari tekrar dagittik.

- Yenilikçidir, öncüdür ve sektörde belirleyici bir yere sahiptir. Soru agirlikli, bol testli dergiler,
büyük cilt kitap ekleri, dershaneciligi eksen alan dergicilik anlayisi, hatta birbirinin alternatifi olarak sunulan dergi ve dershane birlikteliginin yolu bizimle açildi. Nitekim kurumumuzun sembolü haline gelen “akbasli kartal” ve “iki büyük kanat, iki güçlü kaynak” slogani bu gerekçeyle üretildi. Eski-yeni birçok yayinevi veya egitim kurulusu yayinlarimizin içerigini, tasarimini, formatini, renklerini, yazi karakterini ve kurumlarimizin sistemini, sloganlarini, tabelalarini taklit etmektedir.

Sahip oldugunuz markanin büyüklügünü, gücünü sektördeki diger meslektaslarimiz kadar siz de degisik vesilelerle tecrübe etmissinizdir. Sinav tabelasini binaya astiktan sonra çevredeki esnafin bakisinin degistigini, is çevrelerinde kredinizin arttigini, manavda, markette, muamelenin farklilastigini yine sizler daha iyi biliyorsunuz.

Akbasli Kartal Yükselmeye Devam Edecek...

Sinav Ailesinin Degerli Üyeleri, Biraz önce degindigimiz gibi bu birlikteligimizi yayinci ve bayi iliskisi olarak görmüyoruz. Birlikte daha uzun soluklu, daha farkli alanlarda da çalismalar yapmak istiyoruz.

Dershaneciligin degisik bir mecraya kayacagi ihtimaline karsi yeni alternatifler gelistiriyoruz. Bununla ilgili olarak yabanci dil, KPSS, Açik Ögretim gibi alanlarla ilgili hazirliklarimiz devam ediyor.

Yine geçen yilki Kurucular Toplantisinda sinyalini verdigimiz okullasma sürecimiz baslamistir. Ankara’nin en güzel, en uygun yerinde “model okul” için arsa alinmis, proje, sistem hazirliklari son asamaya gelmistir.

Insallah dershaneciligi birlikte yaptigimiz siz degerli arkadaslarimizla bu projelerimizi de beraber yürütecegiz.

Son Söz Olarak...

Önümüzdeki süreç kurumsal birlikteligimizi daha da güçlendirecegimiz, yeni açilimlara yönelecegimiz, yeni atilimlara birlikte imza atacagimiz bir dönem olacaktir. Yani akbasli kartal yükselmeye devam edecektir. Bunun için daha çok çalisacak, daha çok gayret edecegiz. Ancak bu yarisi centilmence, kurallarina uygun bir sekilde sürdürecek; literatürümüzde hiçbir sekilde kavga, çatisma ve karalamaya yer vermeyecegiz. Bizi ilgilendiren rakiplerimizin basarisizliklari ve yetersizlikleri degil, bizim basarimiz olacaktir.

Lider olmanin, bir numara olmanin sorumlugu ve bilinciyle hareket etmenizi bekliyor, hepinizi saygiyla selamliyorum. Tesekkür ederim.

05.07.2006/Abant

SINAV EGITIM KURUMLARI YÖNETIM KURULU BASKANI SAYIN METIN ÖZER’IN ANKARA SINAV DERGISI DERSHANELERI’NIN DÜZENLEDIGI 24 KASIM ÖGRETMENLER GÜNÜ YEMEGINDE YAPTIGI KONUSMA

Degerli Ögretmen Arkadaslar,

Yogun bir mesai gününün aksamini, evinizde ailenizle ve yakinlarinizla geçirmek varken davetimize katildiginiz için öncelikle hepinize tesekkür ederim. Hos geldiniz. Gerçekten bizi onurlandirdiniz. Hem nicel olarak hem de nitel olarak böylesine seçkin bir toplantiyla bizi gururlandirdiniz.

Arkadaslar, hepinizin bildigi gibi 24 Kasim Ögretmenler Günü Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e basögretmen unvaninin verilmesinin anisina atfen 1981 yilindan itibaren kutlanan bir gündür. Yani, bu günün geçmisi henüz otuz yil bile olmamistir. Ama gel gör ki toplumumuzda bugün, sanki yüzyillardir kutlanan bir bayram kimligine bürünmüstür. Sabah kalktim, radyoyu açtim. Ögretmenler günü etkinlikleri, televizyonu açtim yine ögretmenlerle ilgili programlar, telefonuma baktim ögretmenler gününe özel mesajlar, camiye gittim; Cuma Hutbesini konusu Ögretmenler Günü. Bu durum, halkimizin ögretmene, egitime, bilime, aydinliga ne kadar önem verdigini gösteriyor.

Zannediyorum sabahtan beri bu günü kutlamak için mesaj gönderen, telefon eden, çiçek gönderenin, hediye alanin sayisini siz de unuttunuz.

Böylesine yogun bir sevgi ve ilgi seli içinde oldugunuz bir günün aksaminda sizi rahatlatmak için kendimden bahsedecegim. Bir ögretmen bakisi, bir pedagog esnekligi ile bu cüretimi, bu bencilligimi hos göreceginizi umuyorum.

Geçen hafta bir çogunuzun yakindan tanidigi sektördeki agabeylerimizden biri bana telefon açti. Görüsmek için randevu istedi. Ben kendisine randevuya ne gerek var, ben sizin yaniniza geleyim dediysem de siddetle karsi çikti ve dedi ki, bizim yasimizi, basimizi birak büyük olan sensin, efsane olan sensin benim senin mekanina gelmem gerekiyor. Ben estagfurullah efendim dediysem de o bana hayir-hayir dershaneciligin en iyi yapildigi yerlerden biri eskiden beri Ankara’dir ve burada siz sektöre girdiginizde koca-koca kurumlar vardi. Sizse kisa sürede hepimizi solladiniz. Bakiyorum -Ak Basli Kartal- hemen hemen Ankara’nin her semtinde, Türkiye’nin her yerinde yükseliyor. Siz efsane degilsiniz de, ya kim… Telefonu kapattiktan sonra oturdum düsündüm. Bu kadar da mütevazi olmaya gerek yok. Sinav Egitim Kurumlari, kisa sürede gerçekten büyük bir mesafe kat etti. Türkiye’nin hatiri sayilir, lider kurumlarindan biri haline geldi. Sadece bu topluluk bile iddiamizin en açik kanitidir. Peki bu sonucu, bu basariyi dershane sahibi dostumun tanimlamasiyla “efsaneligi, büyüklügü” neye borçluyuz. Elbette bizim yönetim ve kurum olarak sektördeki diger partnerlerimizden bazi farkliliklarimiz var. Demokrat olmak, katilimci olmak, insani eksen almak, emegi kutsal bilmek, egitim isini bir ideal olarak sürdürmek gibi… Fakat, bence en önemlisi bu isleri yürüten sizin gibi fedakar, dürüst, sevecen, isini can siperâne yapan bir ekibe sahip olmaktir.

Bu ekipte kimler var. Birkaç isim saymak gerekirse; sözlesme yaptiginda sevincinden aglayan Seher Ögretmen ve arkadaslari var; yaklasik on yildir bizimle çalisip “Metin Bey benimle anlasirsan anlas ben baska yerde çalismam” diyen Ethem Ögretmen ve arkadaslari var; binbir saglik problemine ragmen onsekiz yasindaki birinin heyecaniyla dershaneler arasinda kosusturan Ömer Ögretmen ve arkadaslari var; oturdugu yerden sürekli pozitif enerji dalgasi yayan Aydan Ögretmen ve arkadaslari var; giyimi, kusami, beyefendi ve mütevazi kisiligiyle bizi tam temsil eden Salih ögretmen ve arkadaslari var; Ankara’nin en tasrasi sayilabilecek Sincan ilçemize birinci sinif dershanecilik anlayisimizi ve egitim idealimizi top yekün tasiyan Saban Ögretmen ve arkadaslari var; herkesin devlet kapisinda is bulmak için ugrastigi bir dönemde istifa edip yillardir bizimle birlikte olan ve simdi Çankaya tepesinde kartali uçuran Ömer Ögretmen ve arkadaslari var; bir mimar hassasiyetiyle tabelalarin seklinden, ögretmenlerin ders programina, etüd sisteminden sinif sistemine kurumumuza çok sey katan Arsen Hanim ve Deniz Ögretmen ve arkadaslari var; özel dersin yüz-ikiyüz dolar seviyesinde seyrettigi bir semtte, bütün bunlari birakip sekreteryadan, kuruculuga; insaatta çalismaktan sinifta ders vermeye kadar her görevi üstlenen Sevinç Ögretmen ve arkadaslari var; bu binada dershane olmaz ayrica su-su-su noktalarda çok eksiginiz var gibi tüm bahanelerimize ragmen israrli, dirayetli kisilikleriyle tüm engelleri gidererek Ankara’nin en iyi dershanelerinden birini olusturan Muharrem Ögretmen, Kemal Ögretmen ve arkadaslari var; tek basina müdür, kurucu, ögretmen, muhasebeci gibi tüm görevleri sirtlanarak Keçiören’de en çok ögrencili subelerimizden birini kuran Hamza Ögretmen ve arkadaslari var; bir yandan binanin duvarlari örülürken, bir yandan da insaatin içinde kayit alan, insaat bittiginde kontenjani da dolduran Ahmet Ögretmen, Necdet Ögretmen, Bülent Ögretmen ve arkadaslari var; Ankara’nin iki uç semti Eryaman ve Pursaklar’da zor sartlar altinda hizmet veren Orhan Ögretmen, Hüseyin Ögretmen ve arkadaslari var; Baskalarinin kurumunu birkaç gün daha fazla tatile zorlarken “Keske arefe günü tatil etmeseydik çocuklar dersten geri kalmasaydi,” diye serzeniste bulunan Murat Ögretmen, Ali Ögretmen, Dilek Ögretmen, Ismail Ögretmen ve arkadaslari var; “Baska kurumlara ortak olmamiza ragmen sizinle çalismak istiyoruz” diye islerini birakip bünyemize gelen Serhat Ögretmen, Ahmet Ögretmen, Niyazi Ögretmen; çalismaktan yorulmayan Bünyamin Ögretmen, Emine Ögretmen, Cemil Ögretmen, Selami Ögretmen, Tuncer Ögretmen, Sükran Ögretmen ve arkadaslari var; baska dershanelerde haftalik üç saatte verilen dersleri iki saatte yetistirmeyi basarabilen Hakan Ögretmen, Gülsen Ögretmen, Hüseyin Ögretmen ve arkadaslari var; bugün çocugunun dogum günü, evde pastasi kesilirken burada bizimle olan Murat ögretmen ve arkadaslari var; dershaneciligin soguk yüzünü degistiren rehberlik uzmanlari; onbes-onalti yaslarindaki gençlere düzenledigimiz rock konserine yasini basini umursamadan kurumumuzun bir etkinligi varmis diyerek katilan Celal Ögretmen ve Ostim’deki tüm arkadaslari var; gece onbirlere kadar “Türkiye bizden hizmet bekliyor” askiyla çalisan Kadriye Ögretmen, Mehmet Ögretmen, Aysegül Ögretmen, Nurten Ögretmen ve arkadaslari var; estetigimize her gün yeni bir seyler katmaya çalisan Sule Hanim ve arkadaslari var; bir gün Adana’da ertesi gün Erzincan’da ertesi gün Van’da bulabileceginiz, üstelik gittigi yerlerden “bunu saymayiz, bir daha gelsin” diye israrli davet alan Zeki Ögretmen ve Aykut Ögretmen; kirk yasindan sonra isim tashihi yakisik olsa adini vefa diye degistirecegimiz Saban bey ve arkadaslari var; yorulmaktan keyif alan, kurumumuzun tüm stresini, gerilimini, en agir yükünü hepimiz adina tasiyan Ali Ögretmen ve arkadaslari var; Yayin biriminden baski birimine büyük bir sinerji olusturarak isleri hizlandiran Gürbüz Ögretmen ve arkadaslari var; bu kadar hesabin kitabin, sorumlulugun altindan nasil kalkiyor benimde aklimin ermedigi, tüm yasamimdaki en önemli partnerim sevgili kardesim Orhan Özer var; ve daha fazla zamaninizi almamak için isimlerini sayamadigim ögretmen arkadaslarim var bu ekipte.

Tekrar ediyorum arkadaslar, efsane olan sizsiniz, büyük olan sizsiniz. Bu –Ak Basli Kartali- Türkiye’nin her yerinde yükseklerde uçuran sizlersiniz. Benim bu isteki payim sizin gibi nitelikli insanlari kesfetmek olmustur. Arkadaslar sözü uzattim, farkindayim. Bu gece kendimden bahsedecegim dedim. Herhalde bahsedemedim. Söz döndü, dolasti ve yine siz ögretmenlere geldi. Izin verirseniz tekrar kendimden bahsetmek baglaminda baska bir animi anlatmak istiyorum.

Geçtiğimiz yıllarda adını vermeyeceğim Sayın Milli Eğitim Bakanlarımızdan biriyle bir vesile görüşüyorduk. O anda bulunduğumuz mekana bakanın çocuğu geldi ve bakana hitaben; “Babacığım dışarıda çok kar yağıyor, yarın okulları tatil etseniz olmaz mı?” dedi. Bakan, “Hayır olmaz. Henüz öyle bir talep yok, dediyse de çocuk ısrarla devam etti: “Sen bakan değil misin? Sen okullardan sorumlu değil misin? Telefon etsen Vali’ye, yarın okulları tatil eder.”
Bakan bey çocuğunu bir şekilde ikna ederek susturdu. Ben o gün merak ettim; fakat ve ortamın nezaketi gereği soramadım. Acaba Bakan Bey çocuğunun bu isteği üzerine ne düşündü? Şimdi biliyorum Sıtkı öğretmenim buradan güzel bir anlam veya paragraf tamamlama sorusu yapar. Funda hocam da bir psikoloji sorusu çıkarır. Ama ben kendimi bakan yerine koyunca çok üzüldüm, hatta kaygılandım. Öyle bir iş yapıyorsun ki, öyle bir organizasyonun başındasın ki senin ürettiğin hizmeti almaktan en önce çocuğun kaçıyor. Düşünün; fırıncısınız ekmek çıkarıyorsunuz ama çocuklarınız fırınınızdan ekmek almak istemiyor. Şifalı bir şurup, bir ilaç üretiyorsunuz; en önce senin yakınların bundan istemiyor.

Bu kaygımı biraz daha ilerlettim. Evet ben de küçük çapta Milli Eğitim Bakanı ile kıyaslanmasa bile kendi çapında büyük bir organizasyonun başındaydım. Acaba bizim ürettiğimiz, bizim verdiğimiz hizmetten de hoşlanmayan, kaçan birileri var mıdır? En önemlisi bir gün benim çocuğum da karşıma gelip; “Bugün hava çok sıcak veya soğuk yarın yağmur ya da kar yağacak, dershaneyi tatil etsen olmaz mı? Sen bu dershanenin sahibisin, müdüre telefon et.” diye bana gelir diye kaygılandım. İçinizden bazı öğretmen arkadaşlar benim lise 2’ye giden büyük oğlumu tanıyorlar. Dünyanın en düz, en hesapsız, en doğrucu Davut kişilerinden biridir. Onun sözünde bir abartma, bir yağ çekme aranmaz. İşte Filiz Öğretmenim kaygıyla beklediğim sonunda oldu. Bu çocuğum geçtiğimiz Ramazan Bayramı arefesinde bana geldi. “Babacığım arefe günü dershaneyi tatil ediyormuşsunuz. Tatil güzel şey, ailemle birlikte olmak, arkadaşlarımla gezmek, tozmak, sinemaya gitmek çok iyi, ama o gün tatil olursa Handan Öğretmenimin, Orhan Öğretmenimin ve Delal Öğretmenimin dersleri kaynayacak.”

Evet arkadaşlar, zaman zaman bazılarınız bana, “Nasıl dayanıyorsunuz bu kadar yoğun bir tempoya” diye hayretle soruyor. “Sizi ne motive ediyor?” Beni işte bu üç öğretmen de sembolleştirdiğim ve yaptığımız işi keyifli hale getiren “sizler” motive ediyorsunuz.

Velileri suçlamak sorumlulukları üzerinden atmak “Biz elimizden geleni yapıyoruz, sizin çocuklarınız çalışmıyor, anlamıyor” diyen ‘sözde eğitimcilere’ diyorum ki; Gelin öğretmenliği, matematiği bir sayılar bilimi olmaktan çıkartıp önemli bir kutsal metin gibi belleten Handan Hoca’dan, coğrafyayı teknolojinin tüm olanaklarından yararlanarak çocukların dünyasına en pedogojik biçimde girmeyi başaran Orhan Hoca’dan öğrenin.

Sevgili arkadaşlar, başöğretmen Atatürk’ün önümüze hedef olarak koyduğu “muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak” için batıyla bütünleşmek ve Avrupa Birliğine üye olmak, ülkemiz için anlamlı bir çabadır. Ancak son yıllarda karşılaştığımız bazı durumlar da gösteriyor ki bu süreçte ciddi bir tarih bilincine sahip olmamız gerekiyor.

Acaba bu yolda başımıza bir olumsuzluk gelir mi? Ülkemizin birlik beraberliği ve üniter yapısı zarar görür mü, diye haklı kaygılar duyanlara veya tersinden ele alırsak hazır fırsat bu milletin başına bir takım oyunlar oynayabilir, topluma bazı ayrılıklar, fitneler sokabilir miyim, diye ellerini ovuşturan dış mihraklara sesleniyorum.

Gelin İsmet Paşa’nın Lozan’da nasıl müzakere yaptığını, kalemi kaç defa yere attığını, masadan kaç defa kalktığını müzakere heyetinin bir üyesi gibi aktaran veya Çanakkale Savaşında Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle omuz omuza nasıl bir mücadele verdiğimizi, Hasan onbaşının topun mahsenine mermiyi nasıl yerleştirdiğini sanki savaşa katılmış muharip bir gazi gibi coşkuyla anlatan Diyarbakırlı bir genç kız olan Delal öğretmenden dinleyin.

Son söz olarak şairin “adam gibi adam” deyişine nazire yaparsak “öğretmen gibi öğretmen” sıfatını en fazla Sınav Ailesinin üyeleri olan sizler hak ediyorsunuz.

Hepinizin öğretmenler gününü tekrar kutluyor, saygıyla selamlıyorum.

Metin ÖZER
24 Kasım 2006 ANKARA

1 GB Hosting 25 TL Com Net Org - Com.tr alan adı tescili www.acilhost.com sitesinde çok kolay. Acilhost 12 yıldır müşterilerine hizmet veriyor...

Bu haber 22/08/2009 tarihinde eklenmiştir.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
 
Üye Girişi
Albümler
 

Enstrumental Radyo
Reklam Radyosu
Türkçe Pop Radyo